Bid'ata karşı da huruf ve hatt-ı Kur'an'ı muhafaza etmek bir vazifesi iken... ..hâdisatın fetvalarıyla ONLAR terkedilmez.

Kastamonu L. 77

 

 

 

Osmanlıca metinleri harekelendirme ile alakalı bazı çalışmalar yapılmış, hatta bu şekilde bazı eserler de yazılmış olmasına rağmen Risale-i Nurların bu şekilde neşredilmesi hususunda bu çalışmamız bir ilktir.

 

Risale-i Nur külliyatından Asa-yı Musayı bu şekilde neşretmemizdeki gaye ve lüzumunu gerektiren sebepler şöyle izah edilebilir:

 

Evvelâ: Ladini hurufun normal şartlar içerisinde bid’at olduğu ve dini neşriyatın arabi hurufla yapılmasının ESAS ve Nur Talebelerinin en mühim vazifelerinden birinin Hatt-ı Kur’an’ı muhafaza ve şeairi ihya etmek olduğu hasebiyle bu çalışmaya lüzüm gördük.

 

"Hz. Ali (r.a.) huruf-u ecnebiyi İslâmlar içinde cebren kabul ettirmek hadisesi ile ulemaü's-su'un bid'alara yardımlarından teessüfle bahsedip bu iki hadise ortasında irşadkârane bazılarından bahsediyor ki, o Sekine olan İsm-i Âzamla ecnebi hurufuna karşı mukabele ediyor. Hem ulemaü's-su'a muhalefet ediyor. İşte bu zamanda o adamlar Risale-i Nur şakirtleri ve naşirleri oldukları şüphesizdir. Çünkü onlardır ki hatt-ı Kur'ân'ı muhafaza ediyorlar ve bid'akâr bir kısım ulemalara karşı da mukavemet ediyorlar."

 

"O bid'alar ve acemî ve ecnebi hurufunun intişarı zamanı olan o ahirzamanın fena adamları bir kısım ülemaü's-su'dur ki; hırs sebebiyle batınlarını haramla doldurmak için bid'alara yardım ve fetva verenlerdir."                                          

(Osmanlıca 18. Lem’a)

 

 

Saniyen: Risale-i Nurdaki iman hakikatlerine en ziyade muhtaç olanlar bu zamanda ehl-i mekteb olup, mukaddes Huruf-u Kur’ani-ye’ye yabani kaldığından, asrın Müceddidi olan Üstadımız burada bir zaruret durumu olduğunu beyan edip yeni hurufa zaruret derecesinde ruhsat vermiştir.

 

Risale-i Nur'un bir vazifesi; huruf-u Kur'aniyeyi muhafaza olduğundan, yeni hurufa zaruret derecesinde inşâAllah müsaade olur.

 

Kastamonu L. 210

 

 

       Maalesef mürur-u zamanla Medreselerimizde latinize edilmiş külliyatlar asıl haline gelmiş, eski hurufla yazılan Risaleler tabi makamda kalmış. Yapılan dersler ekseriyetle yeni hurufla yapılıp, Nur Talebesi olmayı gaye-i hayal edinenlerimiz dahi günlük okumaları yeni huruf ile tab edilen külliyatlardan yapar hale gelmişiz. Halbuki bu ruhsat Nurları henüz tanımayan, bilmeyenlerin Nurlardan istifade edebilmeleri için verilmiştir. Yani, Üstad’ın latin harflerine müsaadesi, cemaatin artık Hatt-ı Kur’an’ı bırakarak yeni harflere geçmesi için değil, dışarıdaki Ehl-i İmanın istifadesi içindi. Halbuki içinde bulunduğumuz bu durum açlıktan ölmek üzere olan adamın murdar olmuş haram etten tıka basa yemesi gibidir.

 

        Madem durum budur harekelendirilmiş metin sayesinde Kur’an okuyabilen herkes zorlanmadan Kur'an hattı olan Osmanlıca Risale-i Nur eserlerini suhuletle okuyabilecekler. Harf inkılabı ile ‘bir gecede cahil bırakılmaya’ mukabil, harekelendirilmiş Asa-yı Musa vesilesiyle ‘bir anda Osmanlıca okuyabilme yolu’ açılmış olacaktır. Hem harekeli metni okuya okuya belkide harekesiz osmanlıca metinleri de okumaya bir kabiliyet peyda edecektir. مِنَ اللّٰه‌ِ التَّوْفِيقُ

 

             Salisen: Osmanlıca kıraatın daha kolay hale getirilmesi durumunda ona olan rağbetin de artacağını ümit ettik. Nasıl ki İslamiyet çok geniş coğrafyalara yayıldığında Selef-i Salihin Kur’anı tahrif’den korumak için arabi harflere noktalar koymuş, sonra da hareke sistemini geliştirmişler – ve böylece Kur’an okumak için herkesin Arapçayı öğrenmesine gerek kalmamış, avam kısım dahi bundan mahrum kalmamıştır- öyle de Osmanlıca külliyat harekelenirse Kur’an okuyabilen herkes rahatlıkla –başka herhangi bir çaba sarfetmeden okuyabilecektir. Bu okuyabilmekten gelen muvaffakiyet hissi hatt-ı Kur’ana yoğun bir şevk uyandıracağı şüphesizdir.

 

Rabian: Başta da söylediğimiz gibi harekeli biçimde yazılan başka Osmanlıca eserler (Mızraklı İlmihal) var. Hareke kullanımı 16. yüzyıldan sonra giderek azalmıştır fakat 18-19. yüzyıllarda bile harekeli metinlere rastlamak mümkündür. Belli bir dönemden sonra harekeler hem yazım hızını düşürdüğü için hem de imla kalıplaştığı için kullanılmaz olmuştur. (Kartallıoğlu, 2005: 5).

 

Ayrıca 2014 tarihli bir habere göre Abdulkadir Badıllı Ağabey Mesnevi-i Nuriye'nin Arapça baskısını harekeli bir şekilde yeniden yayınlayacağını açıklamıştı. Üzerinden 5 yıldır çalıştığı kitabın İstanbul'da Hizmet Vakfı tarafından basılacağını da bildirdi. Dolayısıyla bu mes’elede herhangi bir mani bulunmamaktadır.

 

 Hatta Mustafa Acet Ağabeyin Dest-i Hattıyla 1958 basım Üstad Hazretlerinin tashihinden geçmiş olan Hizb’ül-Hakaik’in-Nuriyede Evradların evvelindeki izahat kısımlarının harekeli Osmanlıca şeklinde yazılmıştır.

Yani, sükût ile kabul gösterilmiş. Meselâ: Bir cemaat içinde bir adam, o cemaatin nazarı altında bir hâdiseyi haber verse, cemaat onu tekzib etmezse, sükût ile mukabele etse, kabul etmiş gibi olur. Hususan haber verdiği hâdisede cemaat onunla alâkadar olsa, hem tenkide müheyya ve hatayı kabul etmez ve yalanı çok çirkin görür bir cemaat olsa, elbette onun sükûtu o hâdisenin vukuuna kuvvetli delalet eder.

 

Mektubat ( 94 )

 

 

Bu çalışma ile alakalı takdim nevinden kısa bir bilgilendirme yazısına lüzum gördük, şöyle ki :

 

Harekelerken kelimeleri okunduğu şekli ile harekelemeye gayret ettik. Eski Osmanlıca Türkçesine ait bazı kelimeler mürür-u zamanla değişip bügünkü halini almış olduğundan yazılışı ile okunuşu farklı olmaktadır. Mesela (ویرمك) kelimesi “virmek” şeklinde yazıldığı halde “vermek” diye okunur. Binaenaleyh kafakarışıklığına mahal vermemek hem kolay okunması için bu tarz kelimeleri harekelerken önündeki med harflerini değil okunuşunu esas aldık.

 

1958 basım Üstad Hazretlerinin tashihinden geçmiş büyük cevşende, cevşenin mukaddemesindeki Üstadın Türkçe izahatında yapılan harekelemede bu kaideye bir misal (“didiği” olarak değil, “dediği” diye harekelendirilmiş.)...

 

Yeni hurufla yazdığınız iki mes'ele, cidden tesirini gösterdi. Birinci, İkinci, Üçüncü Mes'eleleri de yazılsa çok iyi olur. Fakat Hüsrev ve Tahirî gibi kalemleri Kur'ana ve Kur'an hattına mahsus ve memur olmalarından bana endişe verir. Başkalar yazsalar daha münasibdir.

                                                  

Şualar ( 303 - 304 )