RİSALE-İ NUR SAHTELEŞTİRİLİRKEN,

BİLİNÇALTI MESAJARDA NELER VAR?

Tahrif edilmis Sözler (sf. 5)


“Şimdi kısaca ve herkesin anlayacağı bir dille anlatacağım.”

ASLI ( Sözler sf. 5 )


“Şimdi kısaca ve avam lisanıylanefsime diyeceğim.” 



 

“Herkesin anlayabileceği” iddiası ile girişilen bu sadeleştirme cinayetinin bilinçaltı mesajlarından biri daha…

‘Siz avâm olduğunuzdan; hayalinizle tefekkür, gözünüzle taakkul ettiğinizden, temsil size bürhan-ı nazarîden daha ziyade mukni’dir. (Âsar-ı Bediiyye 307…)’

Avam lisanında mücerred hakikatlerin anlaşılması için, hissiyatlara tenezzülat ve ihtiram vardır.

İrşad makamında kelamın kuvveti ve kıymetî;
-Kim söylemiş?
-Kime söylemiş?
-Hangi makamda söylemiş, esasıları ile tezahür eder.

Muhatapların, maddiyyun, mütehayyir, taklidi imanda olduğuna remiz vardır.
“Herkesin anlayacağı dil” cümlesi bu mânaları ifade etmez.
“Nefsime diyeceğim“ hakikati kaldırılmış.


‘Hem Risalet-ün Nur, en evvel tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara bakar. Elbette nefs-i emmaresini tam ikna' eden ve vesvesesini tamamen izale eden bir ders, gayet kuvvetli ve hâlistir ki, bu zamanda cemaat şekline girmiş dehşetli bir şahs-ı manevî-i dalalet karşısında tek başıyla galibane mukabele eder. (Kastamonu Lahikası 11-12)’

 

 

 

 

 

Tahrif edilmis Sözler (sf. 5)

Biz de önce onunla başlarız.”

ASLI ( Sözler sf. 5 )

“Biz dahi başta ona başlarız.”

 

Besmele ile bir işe başlamak’ manasından çok öte, ‘Besmeleye başlamak’ mânası var.

‘Ey insan! Bil ki: O rahmetin arşına yetişmek için bir mi'rac var. O mi'rac ‘Bismillahirrahmanirrahîm"dir. (Sözler 12)’


‘Bismillahirrahmanirrahîm" yukarıdan nüzul ile semere-i kâinat ve âlemin nüsha-i musağğarası olan insana ucu dayanıyor. Ferşi arşa bağlar. İnsanî arşa çıkmağa bir yol olur. (Sözler 9)’


Risale-i Nur, bu insanî arşa çıkma yoludur. Besmeledeki derinleşme, ruhun ve kalbin Esma-ül Hüsnanın derinliklerindeki terakkisi ile sırrı Ehadiyetin inkişafına götürüyor.
Rahman – Rahim – Hâkim isimlerinin azam mertebesinden acz, fakr ve tefekkür tarikiyle vuslat tahakkuk eder.
İşte yol bu. Yani besmelenin içinde gidilen bu yolda ilerlemeye başlıyoruz.
Besmelenin ve Risale-i Nur’un bir tarik, bir yol olduğunu bilmedikleri için ‘ona başlarız’ cümlesini güya kendi kafa fenerleriyle düzeltip ‘onunla başlarız’ yapmışlar.




 

 

 

 

 

Tahrif edilmis Sözler (sf. 113)


“Evet, her kim fikren tarihte yolculuk edip geçmişe gitse, bu gördüğümüz dünya, şu imtihan meydanı ve sergi gibi, seneler sayısınca yok olmuş menziller, meydanlar, sergiler, âlemler görecektir.”

ASLI ( Sözler sf. 84)


“Evet herkim fikren tarihe binip mazi cihetine gitse, şu zaman-ı hazırda gördüğümüz menzil-i dünya, meydan-ı ibtila, meşher-i eşya gibi, seneler adedince vefat etmiş menziller, meydanlar, meşherler, alemler görecek.”



 

‘Yok olmuş’ cümlesi ‘vefat etmiş’ cümlesinin yerine kullanılamaz.
Vefat etmek,yok olmak demek değildir.


‘Bu cihetten maksad, geçmiş zamandır. Binaenaleyh felsefe gözlüğüyle sağ cihete bakıldığı zaman, mazi ülkesinin kıyameti kopmuş, altı üstüne çevrilmiş, karanlıklı, korkunç büyük bir mezaristanı andıran bir şekilde görünecektir. Ve bu görünüşte insan pek büyük bir dehşete, vahşete, me'yusiyete maruz kaldığında şübhe yoktur. Fakat iman gözlüğüyle o cihete bakıldığı zaman, hakikaten o ülkenin altı üstüne çevrilmiş bir şekilde görünürse de, fakat can telefi yoktur.. (Şualar 753 - 754)’

Geçmiş zamana ‘yok olmuş’ olarak bakmak, EHL-İ DALALETİN, EHL-İ KÜFRÜN nazarıdır. 


‘O vakit zaman-ı mazi, bir mezar-ı ekber değil, belki herbir asrı bir nebinin veya evliyanın taht-ı riyasetinde vazife-i ubudiyeti îfa eden ervah-ı sâfiye cemaatlarının vazife-i hayatlarını bitirmekle 'Allahü Ekber" diyerek makamat-ı âliyeye uçmalarını ve müstakbel tarafına geçmelerini kalb gözü ile görür. (Sözler314)’

 

 

 

 

 

Tahrif edilmis Sözler (sf. 283)


“Kemâl vasıflarına kendini beğenmekle değil, her şeyi Allah’tan bilmekle ulaşırsın.”

ASLI ( Sözler sf. 230 )

 

“Senin kemalin hodbinlik değil, hüdabinliktedir.”



 

Burada Kemal vasıflarına ulaşmanın yolu ders verilmiyor. Tam tersi insanın kemalinin kemalsizlikte olduğu anlatılıyor. 


‘Nübüvvetin hayat-ı şahsiyedeki düsturî neticelerinden تَخَلَّقُوا بِاَخْلاَقِ اللّهِ kaidesiyle "Ahlâk-ı İlahiye ile muttasıf olup Cenab-ı Hakk'a mütezellilane teveccüh edip acz, fakr, kusurunuzu bilip dergahına abd olunuz" düsturu nerede? Felsefenin teşebbüh-ü bil-Vâcib insaniyetin gayet-i kemalidir kaidesiyle "Vâcib-ül Vücud'a benzemeğe çalışınız" hodfüruşane düsturu nerede? Evet nihayetsiz acz, za'f, fakr, ihtiyaç ile yoğrulmuş olan mahiyet-i insaniye nerede? Nihayetsiz kadir, kavî, gani ve müstağni olan Vâcib-ül Vücud'un mahiyeti nerede?.. (Sözler 541)’

 

 

 

 

 

 

Tahrif edilmis Lem‘alar (sf. 235)

“Zaten mesleğimizin esasıkardeşliktir. Bu, baba ile evlat, şeyh ile mürit arasındaki münasebet değildir; hakiki kardeşlik bağıdır. Araya olsa olsa üstadlık girer.”

 

ASLI ( Lem‘alar sf. 162 )

“Zâten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlâd, şeyh ile mürid mabeynindeki vasıta değildir. Belki hakikî kardeşlik vasıtalarıdırOlsa olsa bir üstadlık ortaya girer.” 

 

 

‘Kardeşlik vasıtalarıdır’ cümlesinin yerine ‘kardeşlik bağıdır’ denililirse mesleğimizin esasları nazara verilmemiş olur. 
Mesleğimizin esasları izah edilirken; ‘Kardeşlik vasıtaları ile hizmet edilir’ deniliyor.
‘Hizmetimizde yolumuzun kardeşlik vasıtaları ile yürüneceği anlatılıyor.’ 
Mürid şeyhine intisapla yürür. İntisap vasıtadır. Şeyhine bağlılıkla yol alır.
Mesleğimizde ise o esas uhuvvettir, çünkü uhuvvetle yürür, ancak uhuvvetle ihlası bulur.

‘Kardeşlerimizden İslâmköy'lü Hâfız Ali Efendi, kendine rakib olacak diğer bir kardeşimiz hakkında gösterdiği hiss-i uhuvveti çok kıymetdar gördüğüm için size beyan ediyorum: O zât yanıma geldi; ötekinin hattı, kendisinin hattından iyi olduğunu söyledim. O daha çok hizmet eder, dedim. Baktım ki; Hâfız Ali kemal-i samimiyet ve ihlas ile, onun tefevvuku ile iftihar etti, telezzüz eyledi. Hem üstadının nazar-ı muhabbetini celbettiği için memnun oldu. Onun kalbine dikkat ettim; gösteriş değil, samimî olduğunu hissettim. Cenab-ı Allah'a şükrettim ki, kardeşlerim içinde bu âlî hissi taşıyanlar var. İnşâallah bu his büyük hizmet görecek. Elhamdülillah yavaş yavaş o his bu civarımızdaki kardeşlere sirayet ediyor. (Barla Lahikası 125)’

Dine, imana, Kur’ana Risale-i Nurlarla hizmet edebilmek için, KARDEŞ OLMAK ZORUNDASIN.

"