AKGÜNDÜZ MÜDAFAA YAPACAĞIM DERKEN ÜSTADI TÜRKİYE GAZETESİ DAĞITICISI YAPARSA

 

 

  

1.      İlahiyatçı olan  Osman Ünlünün iddialararı

2.      A. Akgündüzün müdafaası (!)

3.      Rüya ile müsbet müdafaa olur mu?

4.      Neden Üstad bir Gazete çıkarttırmadı?

5.       Bediüzzaman Türkiye gazetesinin düşen satışlarıyla ilgilenir mi?

 

 

 

1.  İlahiyatçı olan  Osman Ünlünün iddialararı

 

 

TGRT FM'in İslam ve Toplum programında İlahiyatçı olan  Osman Ünlü

 

Bediüzzaman Said Nursi ve Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır ve Mehmet Akif Ersoy için  'tahtaları kırık!' ,

 

Said Nursi'nin TBMM'deki milletvekillerini namaz kılmaları için davet etmesinne "şov" yayptı ,

 

Risale-i Nur okuyanlar için :

"İslamiyete dört elle sarılmaları söz konusu değil ve

 

 "Risale-i Nur okudukça İslamiyetten uzaklaştım" deyince Ahmed Akgündüz bir Müdafaa (!) neşretti.

 

Halbuki bir anda Sosyal Medyada her tarafa yayılan Ahmet Akgündüzün müdafaası (!) nın kendisi Bediüzzamanı tahfifdir. 

 

 

2.  Mezkur Müdafaa(!)


TGRT FM MERHUM ENVER ÖREN'İN RUHUNU SIZLATMAMALI!

 

Cahiller nezdinde "Ünlü" olan bir zat, TGRT FM'in İslam ve Toplum programında, Bediüzzaman Hazretlerinin ve Nur Talebelerinin aleyhinde konuşmuş. Ahmakın cevabı süküttur; ama arkasındaki akıllılara hatırlatacağımız çok şey bulunmaktadır.

 

1. Evvela bu ehl-i hak nezdinde ünsüz olan adam, Enver Ören Bey'in ruhunu sızlatmaktadır. Merhum Osman Demirci Hocam ile birlikte 1987 yılında bizzat bize anlattığı olay ve rüya şöyledir:

 

"Hocalarım! Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin Bediüzzaman hakkındaki tenkitleri ve Necip Fazıl'ın sonradan özür dilediği onu takliden Sultan Abdülhamid'i savunurcasına Bediüzzaman'ı tenkit eden makaleleri malumdur. Ancak benim Bediüzzaman aşkım nereden gelmektedir? Anlatayım.

 

Biz Türkiye Gazetesini kurduk. Senelerce parklarda, garajlarda ve gemilerde satmaya çalıştık. Bir türlü tırajımız 1000 yahut 2000'i geçmiyordu. Bir gün Allah'a yalvardım ve yardım etmesi için niyaz edip yattım.

 

Gece rüyamda bir şelalenin altındayım. Defalarca teşebbüs etsem de tırmanıp çıkamıyorum. Ellerim ve ayaklarım kayıyor. Birden şelalenin başında Bediüzzaman'ı gördüm. Bana "Kardeşim Enver! Ver elini sana yardım edeyim" dedi ve bir ay içinde ilk defa Türkiye Gazetesi 12.000 tiraja ulaştı. Ağladım ve o geceden beri Bediüzzaman hayranıyım.

 

2. Bütün alem bilsin ki, Bediüzzaman Hazretleri 26 ilimden 18.000 sayfayı bulan 90 temel kitabı ezberleyen, iki büyük allameden ilmi icazet almış bir allamedir; ehl-i sünnetin yıpranmaz müdafii ve kalesidir. Ona hatalı bir şekilde yapılan (Abdülhakim Arvasi tarafından) İşari Tefsir ve Cifir İlmi konusundaki tenkitler, ilim ehli ve kardeşiniz tarafından cevaplandırılmıştır.

 

Belgeleriyle onun Abdülhamid düşmanı olmadığı BEDİÜZZAMAN isimli kitabımızın I. Cildinde anlatılmıştır. Ayrıca gayr-i Müslimlerin çocuklarıyla alakalı Kastamonu lahikasındaki mektubunun ehl-i sünnetin esaslarına harfiyyen uyduğunu, İmam Gazali'nin konuyla alakalı müstakil risalesi ve benzeri alimlere dayanarak isbat etmiş durumdayız.

 

3. Bediüzzaman'a karşı çıkan herkesin mutlaka Mustafa kemal virüsü ile virüslü olduğunu BEDİÜZZAMAN kitabımızın III. Cildinde belgeleriyle açıkladık. Onu oraya bırakarak şimdilik bu kadarla yetiniyoruz. 

 

Mücahid Eren ve arkadaşları, Enver Beyin kemiklerini sızlatmamalı vesselam.

 

"İstanbul'da malum itiraz hadisesi ima ediyor ki; ileride, meşrebini çok beğenen bazı zatlar ve hodgam bazı sofi-meşrebler ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u cah vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur'a ve şakirdlerine karşı kendi meşreblerini ve mesleklerinin revacını ve etba'larının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler, belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hadiselerin vukuunda, bizlere itidal-i dem ve sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de rüesalarını çürütmemek gerektir."


 /Kastamonu Lahikası ( 196 )

Tarih : 22.09.2014 Kaynak : Risale Ajans

 

 

 

 

3.Rüya ile müsbet müdafaa olur mu?

 

 

 

نَه شَبَمْ نَه شَبْ پَرَسْتَمْ مَنْ ٭ غُلاَمِ شَمْسَمْ اَزْ شَمْسْ مِى گُويَمْ خَبَرْ

 

Ne şebem ne şebperestem men.
Ğulami şemsem, ez şemsi mi guyem

(Ben ne geceyim, ne de geceye kulluk ederim. Ben bir hakikat güneşinin hâdimiyim ki, size ondan haber getiriyorum.)

 

                                                                                                                                                                                  Mektubat ( 346 )

 

Evet kardeşim, senin ile mahz-ı hakikat dersini müzakereye alışmışız. Hayalâtlara karşı kapısı açık olan rü'yaları, tahkikî bir surette mevzubahs etmek, tahkik mesleğine tam uygun gelmediğinden; o cüz'î hâdise-i nevmiye münasebetiyle, mevtin küçük bir kardeşi olan nevme ait ilmî ve düsturî olarak altı nükte-i hakikatı, âyât-ı Kur'aniyenin işaret ettiği vecihte beyan edeceğiz.

Mektubat ( 347 )

 

rü'yaya itimada ehl-i hakikat tarafdar değiller
                                                                                                                                                                                  Mektubat ( 347 )

      

ah!. ah!.. ah!.. vâ esefâ der ki: İslâmiyetin mağz ve lübbünü terkederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve sû'-i fehm ve sû'-i edeb ile İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti îfa edemedik. Tâ o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.

Muhakemat ( 9 )

 

 

Bahş-ı zemzem eyler, ehl-i hayrata,

İsmail-i feyz-i hürmettir sözün.

 

Mahz-ı tahkiktir, hayalâttan alâ,

Sırr-ı İshak-ı hakikattır sözün.

Barla Lahikası ( 99 )

 

 

Hem de bilâ-perva olarak ilân ederim: Beni geçmiş asırların efkârına karşı mübarezeye heyecan ve şecaate getiren ve yüzer senelerden beri sevk-ül ceyş ile kuvvet bulan hayalât ve evhamın müdafaasına beni gayrete getiren itikadım ve yakînimdir ki: Hak neşv ü nema bulacaktır, eğer çendan toprakta gizlense...

Muhakemat ( 9 )

 

 

İhsan-ı İlahîden fazla ihsan, ihsan değildir. Bir dane-i hakikat bir harman hayalâta müreccahtır. İhsan-ı İlahî ile tavsifte kanaat etmek farzdır. Cem'iyete dâhil olan, cem'iyetin nizamını ihlâl etmemek gerektir.

Muhakemat ( 25 )

 

 

Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur. Hakikatı tanımayan hayalâta sapar. Sırat-ı müstakimi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Müvazenesiz ve mizansız olan çok aldanır, aldatır.

Muhakemat ( 49 )

 

 

Buna binaen vakta beşer, nazar-ı sathî ile kâinat kaplarında ülfet kapağı altında olan gıda-yı ruhanîyi zevkedemediğinden kabı ve kapağı yalamakla usanmak ve kanaatsızlık ve hârikulâdeye meyil ve hayalâta iştihadan başka netice vermediğinden meyl-i hârikulâde ile ya teceddüd veya tervic için meyl-ül mübalağa tevellüd eder.

Muhakemat ( 50 )

 

 

Bu Lemaat namındaki eserin sair divanlar gibi bir tarzda bir-iki mevzu ile gitmediğinin sebebi: Eski eserlerinden Hakikat Çekirdekleri namındaki kısacık vecizeleri bir derece izah etmek için, hem nesir tarzında yazılmış, hem de sair divanlar gibi hayalata, mizansız hissiyata girilmemiş olmasıdır. Baştan aşağıya mantık ile hakaik-i Kur'aniye ve imaniye olarak, yanında bulunan biraderzadesi gibi bazı talebelerine bir ders-i ilmîdir, belki bir ders-i imanî ve Kur'anîdir.

Sözler ( 692 )

 

Hattâ İlm-i Mantık'ta "kaziye-i makbule" tabir ettikleri; yani büyük zâtların delilsiz sözlerini kabul etmektir. Mantıkça yakîn ve kat'iyyeti ifade etmiyor; belki zann-ı galible kanaat verir. İlm-i Mantık'ta bürhan-ı yakînî, hüsn-ü zanna ve makbul şahıslara bakmıyor, cerhedilmez delile bakar ki; bütün Risale-i Nur hüccetleri, bu bürhan-ı yakînî kısmındandır. Çünki ehl-i velayetin amel ve ibadet ve sülûk ve riyazetle gördüğü hakikatlar ve perdeler arkasında müşahede ettikleri hakaik-i imaniye, aynen onlar gibi Risale-i Nur ibadet yerinde, ilim içinde hakikata bir yol açmış; sülûk ve evrad yerinde, mantıkî bürhanlarla ilmî hüccetler içinde hakikat-ül hakaika yol açmış; ve ilm-i tasavvuf ve tarîkat yerinde, doğrudan doğruya İlm-i Kelâm içinde ve İlm-i Akide ve Usûl-üd Din içinde bir velayet-i kübra yolunu açmış ki; bu asrın hakikat ve tarîkat cereyanlarına galebe çalan felsefî dalaletlere galebe ediyor, meydandadır.

Emirdağ Lahikası-1 ( 91 )

 

Hem madem örf-i nâsta, bir eserdeki mezaya, o eserin masdarı ve menba'ı zannettikleri müellifinin etvarında aranılıyor ve bu örfe göre, o hakaik-i âliyeyi ve o cevahir-i galiyeyi kendim gibi bir müflise ve onların binde birini kendinde gösteremeyen şahsiyetime mal etmek, hakikata karşı büyük bir haksızlık olduğu için risaleler kendi malım değil, KURANIN MALI olarak, Kur'anın reşehat-ı meziyatına mazhar olduklarını izhar etmeye mecburum. 
Mektubat ( 369)

Akgündüz birinci Maddede Rüya ile Bedüzzamanı Türkiye gaztesinin (!) kurtarıcısı (!) gösteriyor. Böyle bir Müdafaa Risale-i Nurun Kur’an ile baglantısını koparıb rüya ile bağlamak olur.

 

Buda bize ister istemez Güleni hatırlatıyor. Nasıl mı?

    Mesela  Uydurma bir rüyada Rasullullaha "Bu köyden büyük bir Veli çıkacak" dedirten;

     Yine uyduruk rüyalarda Rasulullah’a “Biz Türkiye’yi filancalara bıraktık” dedirtip arkasından o filancaların kendi cemaati olduğunu söyleyen;

     Va’z ettiği camilerde Rasulullahın hazır bulunduğunu söyleyen,

     Dünyevi menfaat ve güç elde etmek ve insanları kendi sapık yoluna çekmek için Peygamber Efendimiz hakkında rüyalar uydurmak, Resulullahı himmet toplantılarına, yurt yapılacak arsalara, kızlı-erkekli şarkılı-türkülü toplantılara getirmek, meşru hükümete muhalefet etme adına tweetleri iki katına çıkartmak kabilinden Allah Resulunun ağzından südur ettiği söylenen yalanları yayan, Gülen ve çetesi değil mi?

 

Nasılki, Resulullah Olimpiatlara gelmez, ihanet çetesine twitleri ikiye katlayın demez..Bediüzzaman dahi Türkiye gazetesinin düşen satışlarıyla ilgilenmez !!! Şimdi Üstad gazete bayisimi, gazete dağıtıcısımı, yoksa Türkiye gazetesinin manevi kurucusu ortaklarındanmı? Bu nasıl rüya? Hem nasıl delil olur, hem nasıl ilmi olur ?

Zaten A. Akgündüz sosyal Medya sayfasında Gülen için Evliyaullah demesi…ve bu paylaşımını hala silmemesi net bir tavır sergilemediğine delildir. Akgündüz ise önde gözüktügü için, yani konumu itibari ile sayfalasında ilk önce Risale-i Nura ve Üstada en büyük ihaneti ve Hakareti yapan F. Güleni kutsamakdan vazgeçip deşifre etmesi lazım. Sonrada Osman Ünlünün hakaretlerine Risale-i Nurdan gösterdigi ilmi delillerle cevab versin.

Hem „Said Nursi şov yaptı“ diyen adama aslan kesilirken, Said Nursi nin Sözlerini küfür kelimeleri ile değiştiren  adama (Gülen) „Evliya“ demeye devam etmekte bir sıkıntı, bir tepki yetersizliği, bir çifte standart yokmudur?

 

Halbuki Gülen ve çetesi Risale-i Nurları „sadeleştirme“ adı altında tahrif edib Bediüzzamana daha büyük bir iftira atmışlardır. Bediüzzamanın Allah hakkında “arınmıs” dediğini iddia etmektedirler. BU lafzı Allah (cc) hakkında kullanmak küfür olduğu için, haşa sümme haşa, Üstad Bediüzzaman Hazretlerini küfre düşş lanse etmeye çalışmışlar. Bediüzzaman hakkında bundan daha büyük bir iftira, hakaret olurmu? Ve bunu yapan “Veliyullah” olurmu?

 

Tahrif Edilmiş Lem’alar (sf. 374)

Ø    “…mekândan münezzeh, mukaddes, arınmış ve yüce Zat-ı Zülcelâl’in varlığının vücûbiyetine, mukaddesliğine ve kusurlardan uzaklığına uygun düşmeyen tasavvurlara ve bâtıl telkinlere yol açar.”

Lem’alar (sf. 273)

Ø    “…tahayyüzden mukaddes, münezzeh, müberra, muallâ olan Zât-ı Zülcelal'in vücub-u vücuduna ve tekaddüs ve tenezzühüne muvafık düşmeyen tasavvurata sebebiyet verir ve telkinat-ı bâtılaya medar olur.”

 

Arınmış: Kirlerinden temizlenmiş

Müberra: Beri’,  müstesna, fenalıktan uzak kalmış, münezzeh, pâk (Lûgat A.Y.)

‘Arınmış’ kelimesinin, ‘Zat-ı Mukaddes’, ‘Allah-ı Zülcelâl’ hakkında kullanılması ASLA caiz olmaz. İman gider!

Çünkü arınmış vasfı (daha önce kirlenmiş sonra temizlenip arınmış şeklinde ) öncesine işaret eder. Müberra sıfatının yerine kullanılamaz.

Allah için ‘Arınmış’ sözünü kullananın da buna ses çıkarmayanında imanı gider.

(Tahrif ve Degiştirme, Ittihad Yayinlari)

 

 

 

 

 

 

 

4.  Neden Üstad bir Gazete cıkarttırmadı?

 

Üstâd Bediüzzaman Hazretleri, bilhassa 1950’den sonraki yıllarında CHP ve sol basın bütün şirret ve şiddetiyle onun aleyhinde iftiralar düzerek neşrettiği,Bunlara mukabil  o da ortaya atılan o kabil iftiralara şahsen veya talebeleri ve dostları vasıtasıyla cevab vermeye, o iftirayı bertaraf etmeye hizmet‑i Kur’ân noktasında mecbur olduğu halde; ve verdiği cevabların ekserisi gazetelerle neşredilmesi zahir hale göre kaçınılmaz iken, bu cevabların çok az bir kısmı, tek‑tük dost gazetelerde neşredilmiştir.

Düşünüyoruz da, acaba Hazret‑i Üstâd’ın bir tek işaretiyle ‑Bilhassa o sıra‑ bir kaç gazete kurulabilmesi imkân dahilinde iken ve Hazret‑i Üstâd basına da çok önem verdiği halde, neden Risale‑i Nur’un bütün mes’elelerini, düşmanların iftiralarına karşı olan cevabları dünyaya neşredebilecek Nur cemaatı adına bir gazetenin kurulmasına hiç bir teşebbüsü olmadı. Teşebbüs şöyle dursun, hiç bir işareti ve buna dair hiç bir hususî meyli de olmadı? Evet hiç olmadı... Hatta değil kendisinden gelen bir meyil, arzu ve işaret; onun dışında olarak talebelerinden gelen gazeteye dair bir niyeti dahi tasvib etmediğini yanında bulunmuş talebeleri ifade ediyorlar.

Abdullah Yeğin Ağabey diyor ki: Bir ara Salih Özcan ve diğer bazı hareketli zatlar, Üstâd’a gelerek bir gazete çıkarmak, (yani Nur cemaatı adına bir gazete çıkarmak) fetvasını Üstâd’dan almak istediler. Hazret‑i Üstâd bu zatları kırmadan şöyle buyurmuşlardı: “Ne zamanki Ayasofya yine câmi oldu, bizim de o zaman bir gazetemiz olabilir” diye Abdullah ağabey bizzat bize anlatmıştır.

Sair mevcut dost gazete sahiplerini de, okşayıp taltif eden bir çok ifade ve beyarıları yanında, onları daima bir olmaya, birlik olmaya ve hatta birleşerek tek bir gazete çıkarmaya teşvik ve nasihat etmiştir. Dost gazetelerde, Üstâd’ın bazı yazılarını, yani müdafaa ve bazı mektup parçalarını neşredilmesine de, zarurî’ zamanlar hariç, pek razı olmadığını görüyoruz. Zarurî zaman dediğimiz şey ise, 1950‑1956 arasıdır. Bir de hapiste bulunduğu sıralardaki müfterî gazetelerin yalanlarına karşı dost gazetelerin yaptığı neşriyatlarıdır. Bu gibi zamanlarda, meselâ devam eden Afyon Mahkemesi, Gençlik Rehberi ve Samsun mahkemeleri, ısparta’da açılan mahkemeler ve Üstâd’a şapka yüzünden verilen sıkıntılar vesair hadiselerin cereyan ettiği tarihler...

Lâkin arzettiğimiz veçhile fedakâr Nur talebeleri gerek bu meselede, gerekse sair hususlarda her şeye hazır iken: Hazret‑i Üstâd öyle bir gazetenin çıkarılması hususunda hiç bir meyli olmamış. Meyil şöyle dursun, hariçte tekevvün eden teşebbüslere de katılmamış ve desteklememiştir.

(Mufassal Tarihçe-i Hayat)

 

 

 

5.  Bediüzzaman Türkiye gazetesinin düşen satışlarıyla ilgilenir mi?

 

İkincisi: Bugünlerde benim yanıma müteaddid ayrı ayrı zâtlar geldiler. Ben onları âhiret için zannettim. Halbuki ya ticaret veya işlerinde bir kesad ve muvaffakıyetsizlik olduğundan, bize ve Risale-i Nur'a, muvaffakıyet için ve zarardan kurtulmak niyetiyle müracaat edip, dua ve istişare istediklerini anladım.

 

            Ben bunlara ne edeyim ve ne diyeyim? diye tahattur ettim. Birden ihtar edildi: "Ne sen divane ol ve ne de onları divanelikte bırakıp divanece konuşma. Çünki yılanlar zehirine karşı tiryak tedarikiyle ve onları kaçırmasıyla meşgul ve vazifedar bir tek adam, yılanlar içinde duran ve sineklerin ısırmasına maruz olan ve sinekleri kaçırmak için çok yardımcıları bulunan diğer bir adama, yılanların ısırmasını bırakıp ona, sinekler ısırmamasına yardım için koşan divanedir. Ve onu çağıran dahi divanedir. O sohbet dahi divanece bir konuşmaktır." Evet, hadsiz hayat-ı uhreviyeye nisbeten muvakkat ve fâni kısacık hayat-ı dünyeviyenin zararları, sineklerin ısırması gibidir. Hayat-ı ebediyenin zararları, ona nisbeten yılanların ısırmasıdır.

Kastamonu Lahikası ( 124 )

 

 

Malûm olsun ki: Bizi ziyaret eden, ya hayat-ı dünyeviye cihetinde gelir; o kapı kapalıdır. Veya hayat-ı uhreviye cihetinde gelir. O cihette iki kapı var: Ya şahsımı mübarek ve makam sahibi zannedip gelir. O kapı dahi kapalıdır. Çünki ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum. Cenab-ı Hakk'a çok şükür, beni kendime beğendirmemiş. İkinci cihet, sırf Kur'an-ı Hakîm'in dellâlı olduğum cihetledir. Bu kapıdan girenleri, alerre'si vel'ayn kabul ediyorum.

Mektubat ( 344 )

 

"Benimle görüşmek isteyen, eğer âhiret için, Risale-i Nur için ise; Risale-i Nur bana kat'iyyen ihtiyaç bırakmamış. Milyonlar nüshası her birisi on Said kadar faide veriyor. Eğer dünya cihetiyle ve dünyaya ait işler için görüşmek ise: O, dünyayı şiddetle terkettiği için, dünyaya dair şeyleri malayani, vakti zayi' etmek olduğu için cidden sıkılır.

Emirdağ Lahikası-2 ( 214 )

 

Başlarını yesin, dünyalarını tamamen bıraktığım ve ayaklarına dolaşsın, siyasetlerini büsbütün terkettiğim halde; düşündükleri bahaneler, evhamlar, elbette asılsız olduğundan, onlara müracaatla o evhamlara bir hakikat vermek istemiyorum. Eğer uçları ecnebi elinde olan dünya siyasetine karışmak için bir iştiham olsaydı; değil sekiz sene, belki sekiz saat kalmayacak tereşşuh edecekti, kendini gösterecekti. Halbuki sekiz senedir birtek gazete okumak arzum olmadı ve okumadım.

Mektubat ( 47 )

 

Hem on ihtimalden bir-iki ihtimale binaen günahlara girmek, masumları günaha atmak; vicdanım kabul etmiyor diye Eski Said, sigara ile beraber gazeteleri ve siyaseti ve sohbet-i dünyeviye-i siyasiyeyi terketti. Buna kat'î şahid, o vakitten beri sekiz senedir birtek gazete ne okudum ve ne dinledim. Okuduğumu ve dinlediğimi, biri çıksın söylesin. Halbuki sekiz sene evvel, günde belki sekiz gazete Eski Said okuyordu.

Mektubat ( 62 )

 

 

 

 

Üstadımıza ve Risale-i Nur'a dört-beş sene bazan hizmet eden ve okutturan ve cidden tarafdar bulunan bir zât, birden bir gün elinde dine ait bir gazete ile geldi. Risale-i Nur'un mesleğine muhalif bir cereyanın sahiblerine tarafdarane bir tavır gösterdiği zaman, Üstadın canı çok sıkıldı.

Kastamonu Lahikası ( 51 )

 

 

Kabri ziyarete gelenler Fatiha okur, hayır kazanır. Acaba siz ne hikmete binaen kabrinizi ziyaret etmeyi men'ediyorsunuz?

 

            Cevaben Üstadımız dedi ki: "Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki Firavunların dünyevî şan ü şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-ı beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benliğin verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mana-yı harfîden mana-yı ismîyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevî istikbalden ziyade dünyevî istikbali hayal edinmiş olmaları ile; eski zamandaki lillah için ziyarete mukabil ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevî şan ü şerefine ziyade ehemmiyet verir, öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur'daki a'zamî ihlası kırmamak için ve o ihlasın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum. Hem şarkta, hem garbda, hem kim olursa olsun okudukları Fatihalar o ruha gider.

Emirdağ Lahikası-2 ( 204 )

 

 

 

Üstad, hayatı boyunca, gazete ve benzeri şeylerden şiddetle uzak durmuş ve talebelerinede bunu tavsiye etmişken, tabiri caizse dursun „Türkiye gazetesine“ sahip çıksın, farzı muhal böyle bir rüya varsa bile rüyadaki zat, Üstad olması mümkün değil.